”Gramafon Cafe” Yine Gidelim mi?

''Gramafon Cafe'' Yine Gidelim mi?

Kapısından girer girmez fonda çalan; muhtemeldir ki bir Zeki Müren şarkısına kendinizi kaptırıverdiğiniz, mis gibi bir nokta Gramafon Cafe. Ankara kalesinin dik yamacını bile size unutturabilir burada içtiğiniz çay. Çünkü yine muhtemeldir ki; bir sonraki şarkı Orhan Baba’dan…

Fakat batmasın dünya, aksine yaşasın keyifli keşifler! Buyurun yazıma;

Çayı iki kat fazla fiyata satsalar yeridir. Oturan herkes önce yarım saat süreyle etrafı inceliyor, sonra aklına geliyor da sipariş veriyor, sonra sıradaki şarkı için aklından niyet tutuyor. Doğru çıkarsa şarkının sözleri, bir yarım saat kadar uzaklara dalıyor. Sonra plaklara, sonra afişlere, sonra boydan boya kocaman bir duvarı kaplayan mazisi eski fotoğraf makinelerine, antika eşyalara, derken lambaya kadar inceleme tahmin edin ne kadar zaman geçiyor. Allahım! Bu nasıl güzel yer. Elbette sevene, ilgi duyana bu lafım. Çayın rengi bile daha bir berraklaşıyor hani; Müzeyyen Senar’ın sesiyle…

Kardeşimle gittik bu sevimli mekana. Ne zamandır aklımdaydı. Sağ olsun bir gazla soluğu burada aldık. Tek başına da gidilmez dostum buraya. Hangi şarkı çalacak belli mi olur? Cafe, tahmin edeceğiniz üzere devamlı kalabalık. Müdavimleri, nostalji aşıkları, adını duyup bir bakmaya gelenler derken hep bir akım var. Bu ne demek? Çay bayat değil demek:) Sürekli yeniden demleniyor çünkü. Çayın yanına da gözleme isterseniz pek güzel oluyor hani. Menüde silik yazılmış ama unutursanız, (belki önerirler) bomba da bir krokanlı pasta var orada. Oldukça başarılıydı bizce. Demleme çayın yanı sıra Adaçayı ve Ihlamur’da demleme şekilde mekanda mevcut.

İlk hayranlığı atlatıp, her bir köşeye baktıktan sonra durur muyum? sahiplerinden Emre beyle hemen sohbet etmeye başladım. O da çok iyi niyetli, çok da şahsına münhasır birisi. Tanımak kısmet olursa anlarsınız:) Açık sözlü, olduğu gibi birisi…

”Hangi çayı kullanıyorsunuz?” diye sordum. Cevap: ”Ofçay” ilginç, ilk defa rize Çaykur turist çayı kullanmayan bir nokta buldum:) Kendisi de çaya düşkün. Öyle hile hurda karıştırmıyor işine belli. Neyse o. Bardaklar temiz, çay taze. Yeter zaten. Oh!

Mekanın baş köşesinde de Nutuk var. Atatürk aşığı birisi sahibi. Sonraki tutkusu da elbette antika ve plaklar. Zaten bu aile mesleği. Bu tutkularını işe çeviriyorlar, sonuç bu. Dergiler, gazeteler çok yazmış, çizmiş. Reklam da istemiyorlar, ”zaten bilen biliyor, seven geliyor” diyorlar. Haksız sayılmazlar.

En Çok Zeki Müren, sonra da Barış Manço çalıyorlarmış. E tabi Orhan Gencabay’ı saymıyoruz. Abisi tam bir çılgın. Orhan Gencebay’a duyduğu hayranlık; önce koleksiyon ile başlamış sonra düzenli aralıklarla kendisini ziyaret ederek perçinlenmiş. Şimdi cafe’nin bir bölümü sadece Orhan baba’ya ayrılmış. Posterler, plaklar, elbette sazlar, imzalı eserler, fotoğraflar derken hayran olmamak elde değil. Bakın kısmette Orhan Gencebay’la çay içmek de varmış. Şuraya hatırasını bırakıyorum:)

Nihayetinde; okumaya başladığınıza sizi pişman etmeyeyim, bağlayayım sonunu. Fiyatları ortalamanın üzerinde değil. Mekan; illa keşfedilesi. Hele de hava soğuksa! E Ankara’ya da yaz günü kar yağıyor zaten:)

Açık adresi şöyle;

 Kale Mahallesi, Koyunpazarı Yokuşu, No 28, Altındağ, Ankara

Sabah 08:00’den akşam 22:00’ye kadar açık olan mekana, ”Ankara Kalesi’ne çıkarken antikacıların olduğu sokakta” dersem de gayet açık bir tarif olur. Zira mekanı çoğu kişi biliyor.

Güzel de bir nokta kaparsanız keyfinize diyecek yok. Fırsatınız olursa hafta içi gidin. Belki sobaya, belki gramafona yakın oturursunuz.

Ne fark eder ama şarkıların şu verdiği his yeter!

Yaşasın güzel keşifler!

 

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir